Connect with us

Sektör Haberleri

Milli Yenilenebilir Enerji Sertifika Sistemi 1 Haziran’da başlıyor

Yayın Tarihi

on

Yenilenebilir enerji kaynaklarının çok daha fazla önem taşıdığı dönemde enerji sektöründeki küresel hedeflerine güçlü adımlarla ilerleyen Türkiye, Milli Yenilenebilir Enerji Sertifika Sistemine 1 Haziran 2021 tarihinde kavuşuyor.

Fosil yakıtlar, yüksek enerji potansiyelleri ile insanoğlunun öncelikli enerji kaynağı. Yeryüzünün sınırlı miktarda sunduğu bu kaynak, tükenme riskinden daha çok, dünyamızı tüketmesiyle gündeme geliyor.

Fosil yakıtlar; küresel ısınma ve iklim değişikliklerine sebep olan sera gazı emisyonunu ciddi miktarda arttırıyor ve çevreyi kirletiyor. Ortaya çıkan çevresel, sosyal ve ekonomik problemlere çözüm arayışının odak noktasıysa yenilenebilir enerji. Hidrolik, rüzgar güneş jeotermal, biyokütle gibi temiz ve sürdürülebilirliği olan doğal kaynaklardan elde edilen enerjiye talep her geçen gün artıyor. İklim kriziyle mücadele ve karbonsuzlaştırma çabaları doğrultusunda yenilenebilir enerji üretimi ve tüketimi teşvik ediliyor, destekleniyor.

Rekabet ve prestij unsuru olarak kurumsal şirketlerin yatırımcı ilişkilerine iletişim faaliyetlerine yansıyan yenilenebilir enerji kullanımı enerji üretim ve tedarik şirketlerinin yatırımlarına yön veriyor.

Gelinen noktada en önemli gelişmelerden biri de sürecin evlerimize kadar uzanmış olması ve yenilenebilir enerjinin herkese tüketim fırsatı olarak sunulabilmesi.

Tam da bu noktada akıllara şöyle bir soru gelebilir: Farklı kaynaklardan üretilerek ortak bir şebeke üzerinden dağıtımı yapılan elektriğin, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretildiği nasıl garanti edilebilir?

Bu sorunun cevabı, dünyada farklı örnekleri bulunan Yenilenebilir Enerji Sertifika Sistemleri.

Enerji sektöründeki küresel hedeflerine güçlü adımlarla ilerleyen Türkiye, Milli Yenilenebilir Enerji Sertifika Sistemi’ne 1 Haziran 2021 tarihinde kavuşuyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın vizyonu doğrultusunda Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) öncülüğünde enerjinin borsası EPİAŞ tarafından geliştirilen Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Sistemi (YEK-G) üreticiden tüketiciye kadar tüm süreçlerini takip etme amacıyla tasarlandı. EPİAŞ’ın tamamen kendi imkânlarıyla blokzincir teknolojisinden yararlanarak geliştirilen YEK-G sistemine katılım gönüllülük esasına göre gerçekleştirilecek. Sisteme dahil olan lisans sahibi üretim tesislerini şebekeye verdiği her 1MWh yenilenebilir enerjiye ait özellikler kaydedilerek, belgelenecek.

Yenilenebilir enerjinin kimlik kartı statüsündeki YEK-G Belgesi aracılığıyla son tüketicilerin kullanmış oldukları enerj, kaynağı takip, ispat ve ifşa edilecek. Böylece tüketicilere yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik enerjisinin tedarik edilmesi garanti edilecek.

YEk-G sistemiyle üreticiler, elektrik üretim ve tüketiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını arttırabilecek;

Tedarik şirketleri, yükümlülükleri kapsamında, portföylerinde yenilenebilir enerji olduğunu doğrulayabilecek;

Tüketiciler ise çevrenin korunmasına katkı sağlarken satın aldıkları enerjinin kaynağı hakkında bilgi edinebilecek, elektrik ürünleri arasında tercih imkânına sahip olacak.

YEK-G sistemi ile yenilenebilir enerji üretimine verdiğimiz her destek, sürdürebilir gelecek için değerli bir katkı olcak. Türkiye kazancak, Türkiye’nin yenilenebilir enerjisi kazanacak.

Sürdürebilir bir gelecek için yenilenebilir enerjiye gönlün var mı?

Sektör Haberleri

Müsilaj oluşumuna karşı yerli buluş: Eko-bataklık

Yayın Tarihi

on

Yazar

Ankara Üniversitesi Toprak Bilimi bölümünden Prof. Dr. Günay Erpul ve Tarım ve Orman Uzmanı Adem Bilginin, müsilaj oluşumuna karşı üretilen döngüsel ekonomik eko-bataklık çözümünü konu alan makalesi, Avrupa Çevre ve Dünya Bilimleri Dergisinde yayınlandı. Ekolojik bataklık, atık suların içindeki azot ve fosforu döngüsel ekonomiye geri kazandırıyor ve baca gazlarının atmosfere salımını azaltıyor. 

Başta Marmara Denizi olmak üzere, Ege Denizi ve Karadeniz’deki doğal yaşamı tehdit eden müsilaj sorunu, yalnızca ülkemizin değil dünyanın da gündeminde. Son olarak 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Tarım ve Orman Uzmanı Adem Bilgin’in buluşu hakkındaki Ankara Üniversitesi Toprak Bilimi bölümünden Prof. Dr. Günay Erpul ile ortak yazarlık yaptığı “Su Arıtmayı Yeniden Tanımlama: Atıksu Arıtma Tesislerinin Bir Dünya Sistemi Sorunu Olarak Belirlenmesi ve Bu Soruna Meydan Okumak için Döngüsel Ekonomik Eko-bataklık Sistemi” başlıklı bilimsel makale, Avrupa Çevre ve Dünya Bilimleri Dergisi’nde (European Journal of Environment and Earth Sciences) yayınlandı. Türk uzmanlar, müsilaj oluşumuna ve iklim değişikliğine yönelik buluşu konu eden makalede çözümün, doğadan ilham alan ve eko-bataklık adı verilen bir yöntemden geçtiğine işaret ediyor.

Kanalizasyondaki ağır metal ve mikroplar yanıp beton oluyor”

Dünyada her gün milyarlarca metreküp kanalizasyon suyunun arıtıldığını, bunun sonucunda ortaya çamur ve baca gazı çıktığını ifade eden Adem Bilgin, bunun majör bir ekolojik, hatta dünya çapında bir sistem sorunu olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Arıtma mühendisliği sadece analitik değil aynı zamanda holistik olmalı, yani doğal madde döngüleri ve kütlenin korunumu kanunuyla uyumlu olmalı. Döngüsel ekonomik eko-bataklık ismini verdiğim doğadan ilham alan ve sentetik ekolojik teknoloji, atıksu arıtma tesisinin deşarja gidecek son suyunda deşarj öncesi dikey tarım ile pleksi borularda yosun üretmeyi ve böylece fosfat ve azotu son sudan iyice çekmeyi kapsıyor. Elde edilen yosunlar da dipten baca gazı verilen yapay havuzlarda, bataklıklaşma, müsilaj oluşturma ve çökelme ile kuma ve en küçük doğal toprak parçası dediğimiz agregata çevriliyor. Bunlar da arıtma sonrasında ortaya çıkan çamurunun yakılmasıyla elde edilen küllerle karıştırılarak beton haline getiriliyor. Yani doğada zaten büyük karbon rezervleri olan doğal bataklıkları kontrollü olarak kopyalıyor ve karasal kökenli azot, fosfat, karbon beton ve biyokütleye çeviriyor. Kanalizasyondaki ağır metal ve mikroplar yanıp beton oluyor. Sistem, baca gazlarının sülfürünü alıp gübre yaptığı ve kalan gazları biyokütle ve betona çevirdiğinden, hidrojen sülfit dediğimiz doğal bataklıklara kokusunu veren ve hem insanlar için toksik hem de kimyasal aşındırıcı madde de oluşmuyor. Düzenli hasat edilen yosunlar ve bataklık ürünleri gübre, selüloz, kozmetik ve ilaç sanayi başta olmak üzere çeşitli kullanımlar için paketleniyor. Ayrıca kimya sektörü için çimento ve hidrojen üretimi de yapılıyor. Yosun üretimi zaten AB Biyokütle Stratejisi’nin özellikle döngüsel ekonomi ve iklim değişikliği için önerdiği bir husustur, biz bir adım öteye giderek yosundan da toprak yapıyoruz, karbonu yere bağlıyoruz.” dedi.

Türkiye için de çok büyük bir ithalat kalemi durumundaki fosfor, karalarda bitme-tükenme tehlikesiyle karşı karşıya”

Eko-bataklıkları ekolojik durak yerleri olarak tanımlayan Prof. Dr. Günay Erpul ise atık suların doğal su yolu, nehir ve denizlere verilmeden önce, eko-bataklık sistemi ile temizlenerek döngüsel ekonomiye geri kazandırılabileceğini söyledi. Erpul, “Azot ve fosfor içeren ticari gübreler, gün geçtikçe daha çok kullanılıyor. Büyük ölçekli kimyasal olarak etkin azot ve fosfor akılarına yol açan bu gübreler, insan sağlığı ve çevre üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturuyor. Öte yandan, yenilenemeyen bir kaynak olan ve Türkiye için de çok büyük bir ithalat kalemi durumundaki fosfor, karalarda bitme-tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Dolayısıyla besin maddesi döngüsü açısından azot ve fosfor kazanımları ve yeniden kullanımları arzu edilen bir uygulama. Bu noktada eko-bataklıklar besinlerin biyolojik asimilasyonu açısından oldukça önemli fırsatlar sunuyor. Eko-bataklıklarda besin maddesi döngüsünü ve besin maddesi geri dönüşümlerini sağlamak için çok çeşitli atık sular kullanılıyor. Evsel, mandıra, tekstil üretimi, tabakhaneler vb. atık suları bunlara en yaygın örnekler. Müsilaj sorunu ile karşılaştığımız bu günlerde, özellikle eko-bataklıklarda biyolojik asimilasyon yoluyla bitki ve alg yetiştirilmesiyle fosforu tekrar besin döngüsüne sokmak uzun vadede oldukça güvenilir bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor” diye konuştu.

Sürdürülebilir tarım için ön koşulun bitki besin maddelerinin verimli devridaimi olduğunu da hatırlatan Erpul, sözlerini şöyle noktaladı: “Belirli ölçülerde temizlenmiş atık suların tahliye edildiği sucul ve deniz bazlı ekosistemler de bu işlemlerden azami fayda görecek. Eko-bataklık sisteminde küçük bir alanda yapılan dikey tarım, suda tahliye öncesi ekstra azot ve fosfat arıtması ve bunların karada geri dönüştürülmesini sağlayacak.”

Devamını Oku

Sektör Haberleri

İzmir temiz enerji sektörünün rekabet gücünü artıracak proje fikirleri tartışıldı

Yayın Tarihi

on

Yazar

İzmir İçin Temiz Enerji Projeleri” teması ile BEST For Energy Projesi kapsamında 5. Odak Grup Toplantısı gerçekleştirildi. 07 Temmuz 2021 tarihinde çevrimiçi olarak düzenlenen toplantıya sektör firmaları, akademisyenler, Teknopark İzmir, Havacılık ve Uzay Kümelenmesi Derneği, TurSEFF, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), Enerji Sanayici ve İşadamları Derneği (ENSİA) ve TÜBİTAK gibi kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı. 

Toplantıda sırasıyla; temiz enerji sektörünün rekabet gücünü artıracak öncelikli alanlar, öncelikli alanlardaki proje fikirleri, projelerin potansiyel paydaşları ve projelerin finansmanı için alternatif kaynaklar konularında beyin fırtınası yapıldı. Atıkların değerlendirilmesi ve atık yönetimi, mesleki eğitim, kompozit malzemeler, hidrojen başta olmak üzere yeni teknolojiler, pazarlama ve yeni pazarlara giriş, üniversite-sanayi işbirliği, yenilikçi girişimlerin desteklenmesi, sanayi ve akademiyi birlikte teknoloji üretmek amacıyla bir araya getirecek ar-ge ve uygulama merkezleri konularında birçok proje fikri katılımcılar tarafından tartışıldı.   

İzmir Temiz Enerji Sektörünün sadece üretim ve hizmetlerle değil aynı zamanda ar-ge ve inovasyonla ön plana çıkması gerektiğinin altı çizildi. İzmir’de temiz enerji ekosisteminin ar-ge altyapısını oluşturan üniversiteler, teknoparklar, temiz enerji konusundaki enstitüler ve araştırma merkezleri ile laboratuvarın daha etkili kullanılması gerektiği vurgulandı. 

Beyin fırtınası oturumlarında elde edilen proje fikirleri ve öneriler, BEST For Energy Projesi Teknik Destek Ekibi tarafından İzmir Temiz Enerji ve Temiz Teknoloji sektörünün rekabet gücüne sağlayacağı katkıya göre değerlendirilecek ve önceliklendirilecek. Öncelikli projelerin her biri için proje tanımlama dokümanları hazırlanacak. Proje tanımlama dokümanlarında projenin içeriği, potansiyel paydaşları ve finansman seçenekleri tanımlanacak. Böylece öncelikli projelerin hayata geçme oranının artırılması hedefleniyor. BEST For Energy projesi kapsamında en az 20 proje fikri için proje tanımlama dokümanlarının hazırlanması planlanıyor. 

Devamını Oku

Sektör Haberleri

Kuraklık hidroelektrik santrallerdeki üretimi düşürdü

Yayın Tarihi

on

Yazar

Türkiye’nin birçok bölgesinde, sonbahar ve kış aylarındaki yetersiz yağışlar nedeniyle barajlardaki doluluk oranları gün geçtikçe azalmaya devam ediyor.
2020’nin yetersiz yağışlarla sona ermesi ve 2021 yılının ilk 5 ayında da önceki yıllara oranla yeterli yağış olmaması ile oluşan kuraklık HES santrallerini de olumsuz etkiledi. YENADER Başkan Yardımcısı Ali Karaduman kuraklığın devam etmesi ile hidroenerji üretimi ve elektrik enerjisi birim maliyetinin olumsuz etkileneceğini belirterek açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı kuraklığın etkilediği sektörlerin başında gelen hidroelektrik santraller, ülkemizde elektrik üretiminde önemli paya sahip. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı olan IRENA tarafından 2020 yılında yapılan açıklamaya göre ülkemiz 2020’de devreye alınan toplam 2 bin 500 MW yeni hidroelektrik kurulu gücü ile dünyada Çin’den sonra ikinci sırada yer alıyor.
HES santralleri ortalama %40 düşük oranda gerçekleşti
2020 yılında yağışların beklenenden az olması sonucunda su gelirlerinde belirgin bir azalış gözlemlendi diyen Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği YENADER Başkan Yardımcısı Ali Karaduman Son aylarda da etkisini hissettiren kuraklık hidroelektrik santrallerindeki  üretimi olumsuz etkiledi. 2021 yılının ilk dört ayında su gelirleri, uzun yıllar ortalamasının altında %55,9’u gibi oldukça düşük gerçekleşti. Bu düşüklük Türkiye’de üretim yapan tüm HES santrallerini etkiledi. Özellikle 40 MW kapasitenin altında üretim yapan HES santralleri, 2021 yılının ilk 5 ayında ortalama üretimi beklenenden yaklaşık %40 düşük oranda gerçekleştirdi” dedi.
HES santrallerinde yapılacak indirimler yatırımcıları rahatlatıcaktır
Kuraklık nedeniyle HES yatırımcıları finansal olarak zor durumda diyen Karaduman; “Bu süreçte HES santrallerinde sistem kullanım fiyatlarında ve harç bedellerinde yapılacak olan indirim yatırımcıları bir nebze rahatlatacaktır. YEKDEM süresinin uzatılması da bir çözüm yolu olabilir” diye konuştu.
Ayrıca Türkiye’deki HES’lerde yeterince su olmadığı için TEİAŞ, DGÇS enerji santrallerinden 5.000 MW kapasite satın alacaktır diyerek sözlerine devam eden Karaduman; “Elektrik fiyatları yükselecek fakat hali hazırda yatırımı tamamlanmış santrallerimizden RES’lerde MWe ve MWm arasındaki farkın üretilmesine EPDK onay vermesi doğal gaz ithalatını azaltacak ve cari açığımıza destek sağlayacaktır. Yatırımı tamamlanmış santralların üreteceği enerji  sistemce alınması Türkiye’nin yararınadır” dedi.
Devamını Oku

Trendler

Copyright © 2011-2019 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com