Connect with us

Etkinlikler

Yenilenebilir Enerji̇ ve Kaynak Verimliliği Seminerlerinin dördüncüsünü İstanbul’da 

Yayın Tarihi

on

TurSEFF tarafından düzenlenen “Yenilenebilir Enerji̇ ve Kaynak Verimliliği Seminerleri”nin dördüncüsünü İstanbul’da düzenliyor. Potansiyel yenilenebilir enerji ve kaynak verimliliği yatırımlarının özellikleri, finansmanı, uygulama yöntemleri ve başarılı örneklerinin paylaşılacağı seminer, yerel yönetim ve özel sektör temsilcilerini buluşturuyor.

Yenilenebilir Enerji ve Kaynak Verimliliği seminerlerinin dördüncüsü 5 Aralık’ta İstanbul’da düzenlenecek. Bugüne kadar Manisa, Erzurum ve Şanlıurfa’da gerçekleştirildi. 2018 yılının sonuna kadar Türkiye’nin farklı kentlerinde de devam edecek. Seminerler AGİD, GENSED, GÜNDER, İSKİD ve TURKOTED gibi sektörlerinin çatı kuruluşları işbirliği ile organize edilmektedir. Bu etkinlikler, TurSEFF’in en önemli misyonlarından biri olan, çevreci ekonomi farkındalığının artırılması ve bu alanda kurumsal kapasite geliştirme çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor.

Potansiyel Yenilenebilir Enerji ve Kaynak Verimliliği yatırımlarının özellikleri, finansmanı, uygulama yöntemleri ve başarılı örneklerinin sektörün önde gelen uzmanları ve TurSEFF Danışmanları tarafından paylaşılacağı seminer; Yerel Yönetimler için Kaynak Verimliliği ve Yenilenebilir Enerji Potansiyelleri, Proje Finansmanı, Öncelikli Proje Alanları ve Fırsatları, Binalarda Çevreci Yaklaşımlar gibi başlıklardan oluşuyor.

5 Aralık 2018 Çarşamba günü Marmara Belediyeler Birliği’nin evsahipliğinde, Elite World Prestige Hotel Taksim’de gerçekleştirilecek olan “Yenilenebilir Enerji ve Kaynak Verimliliği Semineri” İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun açılış konuşması ile başlayacak. Seminer boyunca TurSEFF ekibinin yapacağı sunumların yanı sıra AGİD, GENSED, İSKİD, TURKOTED ve TuREEFF yöneticileri sektörleri ile ilgili son gelişmeleri katılımcılarla paylaşacaklar.

Türkiye endüstrisine, alana özel, spesifik yayınlar üreten MONETA Tanıtım’ın sektörel dergilerinin editörlüğünü yapmaktayım. Yeni nesil, dinamik yayıncılık anlayışıyla, dijital ve basılı mecralarda içerik geliştirmek için çalışmaktayız.

Etkinlikler

Tunç Soyer: “İklim Kriziyle Mücadelede İzmir, Dünyada Önde Gelen Şehirler Arasında”

Yayın Tarihi

on

Yazar

Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı ve Özgencil Grup iş birliği, İzmir Büyükşehir Belediyesi destekleri ile bu yıl 5’incisi 8-12 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek Ege Ekonomik Forumu’nun ilk günü açılış konuşmalarını İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi veEge Ekonomiyi Geliştirme Vakfı (EGEV) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Susam gerçekleştirildi.

İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger, medeniyet tarihinin boyunca insanla doğa arasındaki mücadeleden ibaret olduğunu belirtirken, “İnsan ne zaman bu mücadeleyi kazandığını sandı. Aslında zaman kaybetti.” dedi. İnsanoğlunun kazandığı yerde kaybettiğininin altını çizen Köşger, “Kazandığımız yerde kaybetmiş olduğumuz konular var. Bu da onlardan birisidir. Doğaya karşı mücadelede üstün geldiğimiz noktada doğa, bize dönüp bir takım şeyler söylemeye başladı. İklim krizi de budur aslında.” sözleri ile doğa ile insan arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Köşger, yatırımlardan planlamalara atılacak bütün adımların iklim krizi gerçeğini göz önünde bulundurup planlamak gerektiğini vurguladı.

“İzmir,İklim Kriziyle Mücadelede Dünyada Önde Gelen Şehirlerden”

Glasgow’da gerçekleştirilen COP26 Zirvesi’nde İzmir’i temsil eden, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, buluşmanın belki de insanlık tarihinin en önmli buluşmalarından biri olduğunu belirtti. Küresel iklim krizinin katlanarak büyüdüğünü, bu krizi çözmek için atılan adımların yetersiz olduğunu belirten Soyer, “Glasgow’da şunu gördüm. İnsanlık iklim krizini kırıntılar vererek çözemeyeceğini anlamış durumda. Doğayla ilgili meseleler yakın bir zaman öncesine kadar onlarca konudan herhangi biri belki de en önemsiziydi. Zirvede gözlemlediğim şey bu durum tümüyle tersine dönmesi oldu.” dedi. Doğayla uyumlu bir uygarlık kurmanın artık insanlığın en temel konusu haline geldiğini vurgulayan Soyer, Türkiye’nin, Ege Bölgesi’nin ve İzmir’in bu değişimin gerisinde kalma şansı olmadığını hatırlattı.

Yapılan çalışamların İzmir’i iklim kriziyle mücadelede daha şimdiden dünyanın önde gelen şehirleri arasında yer almasını sağladığını söyleyen Soyer, görevi süresince bu konudaki kararlılığını artırarak sürdüreceğinin altını çizdi. Krizi aşmanın iki yolu olduğunu ekleyen Soyer, “İklim krizi bir entelektüel tartışma konusu değil, iklim krizi bir afet, üstelik diğerlerinden farklı olarak “ben geliyorum!” diyenbir afet. Bu krizi aşmanın iki yolu var. Birincisi, dünyadaki diğer şehirlerle uyum içerisinde olmak; ikincisi ise, kendi şehrimizde dayanışma ile hareket etmek.” dedi.

“Sorunların Çözümünden Teknoloji Ortak Bileşen”

İklim değişikliğinin şiddetlendirdiği doğal afetler nedeniyle çok ciddi boyutta hem maddi hem de manevi zararlarla karşılaşıldığını belirten TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Doğa-ekonomi-ekosistem ilişkisi konusunda, pandemi öncesi döneme kıyasla daha gerçekçi bir tabloyla yüzleşiyoruz. Pandemiden çıkış sürecinde, ekonomi-ekosistem ilişkisine ait sorunlarla yüzleşirken, çözüm yolu arayışlarının hemen hepsinde teknoloji kullanımının ortak bileşen olacağını öngörüyoruz.  Sorun olarak ekolojik kriz ve çözüm olarak teknoloji bileşeni önümüzdeki birkaç yılın ana gündemi olmaya devam edecek. Doğa-ekonomi-ekosistem ilişkisini sürdürülebilir iş yapma biçimlerine dönüştürmek ve dünyamızın geleceğini güvence altına almak adına “Yeşil bir gelecek için şimdi” çağrısında hem fikir olmalı ve ortak bir yanıt vermeliyiz. Bu çerçevede, küresel ölçekte yeşil dönüşümü hedefleyen Paris İklim Anlaşmasının ülkemiz tarafından da onaylanmasından dolayı memnuniyet duyuyoruz.” dedi.

Z Kuşağı, Diğer Kuşaklara Göre Sürdürülebilirliğe Daha Çok Önem Veriyor

Üretici ve ihracatçıların sürdürülebilirlik mottosuyla, yeşil üretime yatırım yaparak son 1 yıllık dönemde 15,8 milyar dolar dövizi Türkiye’ye kazandırdığını söyleyen Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Ege Bölgesi yenilenebilir enerji ve yenilenebilir enerji ekipmanları üretimi konusunda Türkiye’nin lideri konumunda. Yenilenebilir enerji yatırımları için yasal mevzuat sadeleştirilmeli ve yatırımcıyı caydıracak bir unsur olmamalıdır.” dedi. Bugün kullanılan elektriğin yüzde 18’inin yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlandığını, Türkiye’nin bu rakamı katlayabilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Eskinazi, “Tüketicilerimiz, özellikle de Z kuşağı tercihleriyle yeşil bir dünyaya giden yolu inşa ediyorlar. Z kuşağı sürdürülebilirliğe verdiği değerle diğer kuşaklardan ayrılmakta, sürdürülebilirliği satın alma tercihlerinin merkezine koymakta. McKinsey & Company’ye göre, Z kuşağı tüketici grubu şu anda küresel tüketicilerin yüzde 40’ını ve sadece ABD’de 150 milyar dolarlık harcama gücünü oluşturuyor. Uluslararası pazar araştırma şirketi Euromonitor’a göre Z kuşağı, 2030 yılına kadar dünya çapındaki en büyük tüketici segmentini oluşturacak.” sözleri ile Z kuşağını kazanmanın, birçok markanın ve perakendecinin salgın sonrası planları için hayati önem taşıyacağını hatırlattı.

“İzmir ve Ege Bölgesi, Paris İklim Anlaşması’nın Türkiye İçin Uygulayıcısı Olmaya Talip”

Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Susam Forum için 1 yıl öncesinden konuların tespitine başlanarak Forum için çok detaylı ve güncel bir hazırlık çalışması yapıldığını belirtirken, “Bu anlamıyla forum, bu yıl “Yeşil Bir Gelcek İçin Şimdi” mottosuyla düzenleniyor. Ancak Glasgow’da da bugün benzer konular konuşuluyor. Peki biz bu forumla neye talibiz? Bizler, bu forumla; Türkiye’nin imzaladığı Paris İklim Anlaşması’nın Türkiye adına uygulayıcısı ve temsilcisi olmaya hazırız. Ege’nin bu görevi en iyi şekilde yerine getirebileceğine yürekten inanıyorum.” dedi.

Hurda Kağıdın Tekrar Kullanımı; Su Kirliliğini %35, Su Kullanımını %45 Azaltıyor

Açılış konuşmalarının ardından, İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği oturum sponsorluğunda   ‘Kırılgan Dünyamızı Nasıl Koruyacağız?’ oturumu, İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Küçükkurt’un açılış konuşması ile başladı.

Bilgi dahil her şeyi büyük hızla tüketen bir toplum haline dönüştüğümüzü belirten Küçükkurt, “Geleneksel uygulamalarla teknolojik gelişmeler arasında sıkışıp kalmış bir zaman dilimindeyiz. İşte bu durum sürüp giderken dünyamız değişiyor, doğal kaynaklarımız, su kaynaklarımız tükeniyor, kirleniyor. Deniz bitiyor…. İnsanlar, yeryüzü biokütlesinin binde birini oluşturuyor, fakat gezegenin üzerindeki etkimiz dramatik derecede orantısız. Son zamanların 250 yılına şöyle bir bakıldığında atmosfere 400 milyar ton kadar karbonun eklendiğini görebiliriz ve bu miktarın yarısı 1980’li yıllardan başladığını görmek dehşet verici. Dünya tarihinde hiçbir organizma çevreyi bu kadar çabuk değiştirmedi.” dedi.

Türkiye’deki katı atık miktarının 32 milyon tona ulaştığını, bunun ancak yüzde 15-20’sinin geri dönüşüme girdiğini, ve bundan yıllık 5 milyar dolar ciro elde edildiğini belirten Küçükkurt, “Türkiye’de toprağa gömülen geri dönüştürülebilir atıkların değeri ise 15 milyar TL’nin üzerinde. Atıkların ham madde olarak değerlendirilmesi ile hurda kağıdın tekrar kağıt imalatında kullanılması hava kirliliğini yüzde 74 ila 94 oranında, su kirliliğini yüzde 35 ve su kullanımını da yüzde 45 azaltmakta.” sözleri ile dönüşüm sektörünün olumlu etkilerine dikkat çekti.

İklim Değişikliğinin Gelişmekte Olan Ülke Başına Yıllık Uyum Maliyeti 70 Milyar Dolar

Açılış konuşmasının ardından başlayan, Bosphorus Enstitüsü Başkanı Dr. Bahadır   Kaleağası’nın modere ettiği “Kırılgan Dünyamızı Nasıl Koruyacağız?” başlıklı oturumda ilk sözü alan Yaşar Holding Kurumsal ve Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı İsa Çoşkun, iklim krizinin bir varoluş meselsi olduğuna dikkat çekti. “Türkiye olarak bu anlaşmaya taraf olmamız, 2053 yılı için net 0 arbon hedefini koymamız ve statejilerimizi Yeşil Mutabakat Eylem Planı ile desteklemesinin, iklim krizi ile müdacede kapsamında kararlı ve değerli adımlar olarak görüyorum.” diyen Çoşkun, son 5 yılın 3 yılında dünyanın şu ana kadar ölçümlenen en yüksek sıcaklık ile yüzleştiğini hatırlattı. Bu durumun yangın, sel gibi felaketlerin yanı sıra, kuraklığa, üretimde kayıplara ve üretim verimliliğinin azalmasına neden olduğunu vurguladı. İklim risklerinin yatırım ve planlama ve stratejilere dahil edilmesi gerektiğini belirten Çoşkun, “UNDP’ye göre iklim değişikliğinin sadece gelişmekte olan ülkelere etkisi yıllık 70 milyar dolarlık bir uyum maliyeti çıkarıyor. 2050’ye kadar bu maliyetin yıllık 500 milyar dolara ulaşabileceği belirtiliyor.” dedi.

Türkiye, Son 25 Yılda Ekili Buğday Alanından 3 Milyon Hektarı Kaybetti

Boğaziçi Üniversitesi, İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Doç. Dr. Barış Karapınar iklim değişikliğinin farklı etki kanallarına dikkat çekerken, konuşmasında tarım üzerindeki etkilerine odaklandı. Kuraklığın, en önemli etki kanallarından biri olan aşırı iklim olayları arasında yer alıdığını belirten Karapınar, son yıllarda dünyada genelinde aşırı iklim olaylarının yüzde 300 arttığını, bunun ise dünyaya maliyetinin 350 milyar doları bulduğunu belirtti.

Son 25 yılda kuraklığın kuraklıklar ciddi anlamda arttığını ve tarımın yoğun derecede bundan etkilendiğini belirten Karapınar, “Türkiye’de son 25 senede buğday alanında yaklaşık 3 milyon hektarlık azalma var. Bunun 1 milyon hektarı direkt iklim değişikliği nedenli. Küresel ısınmada 1 derecelik ısı artışı ise buğdayda yaklaşık yüzde 6 ile 7’lik verim kaybına neden oluyor.” sözleri ile aşırı iklim olaylarının tarıma etkisini yalnızca buğday üzerinden bu rakamlarla açıkladı. Karapınar, mevcut durumla bir yandan mücadele edilirken, diğer yandan da özellikle Ege Bölgesi’nde; finans temelleri oturmuş ve yatırım kaynakları ayrılmış uyum faaliyetlerinin hızla yürürlüğe konmasının altını çizdi.

Son 40 Yılda Toprağın Yüzde 37’si Erozyon ile Kayboldu

Farm Urban Kurucu Ortak ve Direktörü Dr. Paul Myers ise insanlığın doğa ile olan bağını kopardığını, yarım milyar yaşındaki dünyamızı çok kısa sürede mahvettiğimizin altını çizdi. “Toprak erozyonu muazzam miktarda. Son 40 yılda toprağımızın yüzde 37’sini kaybettik. Diğer yandan gıda sisteminin ürettiği sera gazı emisyonları için de ürkütücü rakamlar var. Gıda sistemini bir bütün olarak ele aldığımızda, küresel toplam emisyonun yüzde 37’sinin gıda sistemleri olumsuz etkisi söz konusu.” diyen Myers, gıda sistemleri aracılığı ile 2030 yılına kadar hedeflenen emisyon azaltımının yüzde 20’sinin karşılanabileceğine dikkat çekti.

Paris İklim Anlaşması Çerçevesinde Daha Çok Adım Atılmalı

2030 yılında, bugünkü 1,5 derece senaryosunda kaçışın pek mümkün olmadığını ancak yavaş yavaş 1,4 dereceye düşürülmesinin öngörüldüğünü hatırlatan EBRD Yeşil Ekonomi ve İklim Eylemi Yöneticisi Emre Oğuzöncül, “Mevcutta yer alan hükümetlerin iklim politiakaları, ulusal katkı beyanları doğrultusunda en iyi tahmin 2100’e gelindiğinde küresel ısınmanın 2.7 dereceye ulaştığı senaryo. Paris İklim Anlaşması’nın 1,5 derecelik hedefi göz önüne alındığında hem politika hem uygulama alanında çok adım atılması gerekiyor. Ulusal katkı beyanlarının, eylem planlarının güncellenmesi ve daha iddialı hale gelmesi gerekiyor.” dedi.

Güneş, Her Gün Dünyaya, İhtiyacı Olan Enerjinin 10 Bin Katını İletiyor

İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Yüce, sorunların nereden kaynaklandığının artık bilindiğini, bir mutabakat da olduğunu ve çözüm için de adımlar atılmaya çalışıldığını hatırlatırken, “Bunların arkasında temiz enerji yaklaşımı yatıyor. Sadece güneş enerjisi ile ilgili, güneş enerjisi dünyaya her saniye aslında 107 bin terrawat enerji sunuyor. Yani dünyanın bugün ihtiyacı olan toplam enerjinin 10 bin katı anlamına geliyor.” dedi. Yüce, yakın zamanda açıklanan bir araştırma sonucuna göre Dünyada 150 milyon konutun sadece çatılarına bugünkü güneş enerjisi teknolojisi ile kurulan sistemlerin, dünyanın toplam enerji ihtiyacı karşılayabileceğini belirtti.

“Philsa’nın İzmir Tesisi 2025 Yılına Kadar Karbon Nötr Olma Hedefinde”

Philip Morris International’ın (PMI) dünya genelindeki tüm fabrikalarında 2040 yılına kadar tarladan tüketiciye geçen tüm süreçlerde karbon nötr olma hedefini ortaya koyduğunu hatırlatan Philip Morris/Sabancı Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Güney Altıntaş, “Philip Morris/Sabancı’nın İzmir Torbalı’daki üretim tesisi Philsa’da ise hedef daha yakın. Philsa’nın hedefi sınırları içerisindeki tüm süreçlerde 2025 yılına kadar karbon nötr olmak.” dedi.

Sera gazı azaltım inisiyatifleri kapsamında Philip Morris/Sabancı olarak attıkları adımlara örnekler veren Altıntaş, sözlerine şöyle devam etti: ‘’Sıfır kayıp için izleme/ölçme yapıyor ve buna uygun tedbirler alıyoruz. Ekipman verimliliğimizi arttırıyoruz. Temiz teknoloji yatırımlarıyla enerji dönüşümü sağlama yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Örn., elektriğimizi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlıyoruz. Daha fazla yenilenebilir enerji yatırımlarını da planlıyoruz. Rüzgar türbinleri, güneş panelleri koyacağız. Çalışanlarımızla ve STK iş birliğinde büyük bir seferberlik içinde projeler yürüterek farkındalıkları geliştiriyor, davranış değişikliğine öncü oluyoruz. Tüm bu inisiyatiflerin gerçekleşebilmesi için kurumsal ve toplumsal bilincin oluşmasının önemi çok büyük, bu nedenle Ege Ekonomik Forum gibi platformların etkili gücüne inanıyor, iş birliklerini önemsiyor ve bu doğrultuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Devamını Oku

Etkinlikler

Dünya Gıda Konferansı, bu yıl dijital olarak gerçekleştirildi

Yayın Tarihi

on

Yazar

Her yıl gerçekleştirilen Dünya Gıda Konferansı, dünya genelinde var olan açlığı ortadan kaldırmak ve kötü beslenme sorunlarına çözüm bulabilecek paydaşları bir araya getirmekte olup, dünya liderlerinin gıda sistemindeki sorunlara eğilmesi gerektiğini dile getiren önemli bir organizasyondur.

Çünkü açlık, dünya liderlerinin karşılaştığı en önemli sorundur.

1996 yılında gerçekleştirilen Dünya Gıda Zirvesi’nde kabul edilen “Dünya Gıda Zirvesi Eylem Planı” önemli bir dönüm noktası niteliğindedir. Böylece herkesin fiziksel ve ekonomik olarak her zaman yeterli ve güvenli gıdaya ulaşması, süründürülebilir tarımsal üretimin sağlanması konularında ülkelerin önlem alması için çeşitli eylem planları ortaya konmuştur.

Günümüze geldiğimizde, 26 Haziran 2020 tarihinde tamamen dijital olarak gerçekleştirilen Dünya Gıda konferansı da bu eylem planını desteklemekte ve bunun ötesinde, 2020 yılına damgasını vuran COVID-19 pandemi sürecinin gıda sistemine etkilerinin ve bu konuda alınabilecek önlemlerin konuşulduğu önemli bir ajandaya dikkat çekmiştir.

Araştırmacıları, politikacıları, iş dünyası ve sivil toplum örgütlerini bir araya getiren konferansta, COVID-19 sağlık krizinin dünyayı salladığı bu dönemde, özellikle gelişmekte olan ülkelerde durumun açlık ve fakirlik krizine dönüşmemesi için acilen herkes göreve çağrıldı.

Konferansta iki temel başlık üzerinde pek çok oturum ve podcast gerçekleştirildi,

1. Gıda Sistemi

COVID-19 boyunca ve sonrasında kendini hızlıca toparlayan gıda sistemine geçiş nasıl olmalıdır?

Pandemi boyunca tecrübe edilen sorunlar nelerdir ve nasıl aşılabilir?

Pandemide zarar gören gıda sisteminde toparlanma nasıl gerçekleştirilebilir?

(Çünkü yaşanan kriz, tek başına bağış ve yardım kuruluşlarının destekleri ile aşılamaz.)

İnsanların yemek yeme alışkanlıkları nasıl dönüştürülebilir?

Geleceğin tarım uygulamaları nelerdir?

Gıdanın geleceği!

Devletler tarafından alınması gereken önlemler gıdanın geleceğini kurtarabilir!

2. Avrupa Yeşil Anlaşması

Avrupa Yeşil Anlaşması, gelecekte dünya liderlerine, kural koyuculara ve topluma nasıl faydalar getirebilir?

İklim değişikliği ve biyolojik bozulma Avrupa’yı ve bütün dünyayı tehdit eden en temel sorunlardır. Bu sorunların üstesinden gelebilmek için, Avrupa’nın yeni bir büyüme stratejisine ihtiyacı olduğu aşikârdır.

Geliştirilecek strateji çerçevesinde;

  • 2050 yılına kadar sera gazı etkilerini minimize etmiş olması
  • Ekonomik büyümenin mevcut kaynakları yok etmeden gerçekleşmesi için politikalar geliştirmesi
  • Her bireye ve topluma ve ulaşabilir olması
  • Hedeflerine hizmet ediliyor olmalıdır.

 

Avrupa Yeşil Anlaşması, yukarıda sıralanan maddeleri hayata geçirecek sürdürülebilir bir ekonomi oluşturulması hedefini gütmektedir.

Uzmanlar, COVID-19 pandemisinin sebep olduğu büyük bir ekonomik buhran beklediklerini dile getiririnken, iklim değişikliğinin de olumsuz etkileri ile hali hazırda yoksullukla mücadele eden ülkeleri çok daha derin bir kriz beklemektedir.

Bu noktada Avrupa ülkelerinin iyileştirici ve koruyucu rol üstlenmesi elzemdir. Avrupa Yeşil Anlaşması da bunu desteklemektedir.

Görülüyor ki, dünya önlemez bir krize doğru hızla ilerlerken alınacak önlemlerle bu krizle mücadele yollarını bulabilir ve gelecek nesiller için sağlıklı ve sürdürülebilir yaşam koşullarını temin edebiliriz.

Çözüm ise bireylerin, toplumların, devletlerin kısacası dünyanın bu sorunları ciddiye alıp harekete geçmesi ile mümkün olacaktır.

Sevgiler,

Dönüştür Gitsin

Devamını Oku

Etkinlikler

TWRE ve EBRD’den “toplumsal cinsiyet eşitliği ve ekonomik kapsayıcılık” konferansı

Yayın Tarihi

on

Yazar

Yenilenebilir Enerji ve Enerji Sektörü Türk Kadınları Grubu (TWRE), Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD)’nin Türkiye Temsilcilerinden Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Ekonomik Kapsayıcılık Kıdemli Uzmanı Sayın Özen Tümer ve EBRD Türkiye Kapsayıcı Politikalar ve Yatırımlar Lideri Sayın Mehmet Üvez, TWRE Kurucu Başkanı, Vector Renewables Türkiye, Temsilcisi Sayın Sedef Budak ile, Sedef Hanım’ın moderatörlüğünde, 7 Ocak 2021 saat 21.00’de TWRE YouTube Kanalı’nda canlı yayında bir araya geldiler.

Konukların EBRD’nin tarihçesi ve faaliyet gösterdiği ülkelerde desteklediği projeler hakkında detaylı bilgi verdiği oturumu, tüm sektör paydaşları ilgi ile takip etti. İnteraktif gerçekleşen oturumda izleyicilerin sorularına da yer verildi.

Türkiye’de 2009 yılından bu yana yaklaşık 100 kişilik kadrosu ile faaliyetlerini sürdüren bankanın, İstanbul ve Ankara ofisleri üzerinden, ülkemizde toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemeye yönelik kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde çalışmalar sürdürmekte olduğu paylaşıldı.

Mehmet Üvez, EBRD’nin Türkiye yatırımlarının 2009 yılında başladığını aktararak “Bankanın faaliyet gösterdiği ülkeler içinde en hızlı büyüyen ve en büyük operasyon ülkesi haline gelen Türkiye’ye, EBRD bugün toplamda 12,9 Milyon Euro ‘lük bir yatırım gerçekleştirmiştir. Buna enerji verimliliği, kadın istihdamı ve tarım programlarına sağlanan doğrudan ve dolaylı olarak finansman da dahildir.” açıklamasında bulundu.

Özen Tümer, “EBRD sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı yapmayı hedefleyen bir uluslararası finans kuruluşudur.” açıklamasında bulundu ve kalkınma misyonlarını şu şekilde sıraladı: “Competitive, Integrated, Resiliant, Well Governed, Green, Inclusive.”

Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Birliği ve EBRD iş birliği ile başarılı bir şekilde ilk etabı gerçekleştirilen “Women in Business” programı sayesinde, kadın girişimcilere yönelik bir kredi mekanizmasının ve bunu destekleyen bir kredi garanti mekanizmasının oluşturulduğu ve bu programın Türkiye’de uygulanması sonrasında 18 farklı ülkede hayata geçirildiği belirtildi.

EBRD’nin toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık yaklaşımının, ekonomik hayata katılımda engellerle karşılaşan tüm grupları kapsadığını söyleyen Özen Tümer, “Kadınlar, göçmenler, gençler gibi grupların ekonomiye katılması birincil hedefimizdir.” ifadesini kullandı.

EBRD’nin enerji sektöründe çalışmalarından bahseden Özen Hanım, “Deloitte Türkiye’nin 2018 tarihli araştırması kapsamında enerji sektöründen 565 beyaz yakalı kadınla yapılmış olan mülakatın da gösterdiği gibi, kadınların elektrik iletim ve dağıtım sektöründeki temsiliyeti oldukça düşüktür. Biz bu sektörde çalıştığımız şirketlerle “Eşit Fırsatlar Programı’mız altında kendilerine teknik destek sağladık. İK Politikalarını ve tüm İK süreçlerini gözden geçirdik, kullanılan tüm iç ve dış iletişim dillerinin hem kadınları hem erkekleri sektöre çağırıcı olup olmadığına baktık. Boşluk alanlarını belirleyerek kapsayıcı politikalar oluşturulması için uygulama desteği verdik” açıklamasında bulundu.

İş yerindeki olası şiddet ve taciz vakalarının, kadının iş gücünde kalması, yükselmesi ve motive olması gibi konuları ne denli etkilediğini vurguladı, bu kapsamda EBRD tarafından yapılan çalışmalardan örnekler verdi ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin okul öncesinden başlayarak verilmesinin bir politika önceliği haline getirilmesini doğru bulduğunu ekledi.

Sektörün sürdürülebilirliğinin eşit bir çalışma ortamı ile mümkün olacağının altını çizen Sedef Budak, “TWRE olarak Akademisyenler, IK uzmanları ve Sektör profesyonelleri ile oluşturduğumuz rapor çalışma grubu ile gerçekleştirdiğimiz anket, mülakat ve veri analizleri ile güncel durumu gözler önüne sermek için çalışıyoruz” dedi.

Son olarak; TWRE’yi ‘İnisiyatif oluşturma kararlılığından ötürü’ tebrik eden EBRD temsilcileri, Türkiye’de enerji ve kadın konularında her türlü iş birliğine açık olduklarının altını çizdiler.

Devamını Oku
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2019 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com