Connect with us

Sektör Haberleri

İzmir temiz enerji sektörünün rekabet gücünü artıracak proje fikirleri tartışıldı

Yayın Tarihi

on

İzmir İçin Temiz Enerji Projeleri” teması ile BEST For Energy Projesi kapsamında 5. Odak Grup Toplantısı gerçekleştirildi. 07 Temmuz 2021 tarihinde çevrimiçi olarak düzenlenen toplantıya sektör firmaları, akademisyenler, Teknopark İzmir, Havacılık ve Uzay Kümelenmesi Derneği, TurSEFF, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), Enerji Sanayici ve İşadamları Derneği (ENSİA) ve TÜBİTAK gibi kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı. 

Toplantıda sırasıyla; temiz enerji sektörünün rekabet gücünü artıracak öncelikli alanlar, öncelikli alanlardaki proje fikirleri, projelerin potansiyel paydaşları ve projelerin finansmanı için alternatif kaynaklar konularında beyin fırtınası yapıldı. Atıkların değerlendirilmesi ve atık yönetimi, mesleki eğitim, kompozit malzemeler, hidrojen başta olmak üzere yeni teknolojiler, pazarlama ve yeni pazarlara giriş, üniversite-sanayi işbirliği, yenilikçi girişimlerin desteklenmesi, sanayi ve akademiyi birlikte teknoloji üretmek amacıyla bir araya getirecek ar-ge ve uygulama merkezleri konularında birçok proje fikri katılımcılar tarafından tartışıldı.   

İzmir Temiz Enerji Sektörünün sadece üretim ve hizmetlerle değil aynı zamanda ar-ge ve inovasyonla ön plana çıkması gerektiğinin altı çizildi. İzmir’de temiz enerji ekosisteminin ar-ge altyapısını oluşturan üniversiteler, teknoparklar, temiz enerji konusundaki enstitüler ve araştırma merkezleri ile laboratuvarın daha etkili kullanılması gerektiği vurgulandı. 

Beyin fırtınası oturumlarında elde edilen proje fikirleri ve öneriler, BEST For Energy Projesi Teknik Destek Ekibi tarafından İzmir Temiz Enerji ve Temiz Teknoloji sektörünün rekabet gücüne sağlayacağı katkıya göre değerlendirilecek ve önceliklendirilecek. Öncelikli projelerin her biri için proje tanımlama dokümanları hazırlanacak. Proje tanımlama dokümanlarında projenin içeriği, potansiyel paydaşları ve finansman seçenekleri tanımlanacak. Böylece öncelikli projelerin hayata geçme oranının artırılması hedefleniyor. BEST For Energy projesi kapsamında en az 20 proje fikri için proje tanımlama dokümanlarının hazırlanması planlanıyor. 

Devamını Oku
Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sektör Haberleri

Müsilaj oluşumuna karşı yerli buluş: Eko-bataklık

Yayın Tarihi

on

Yazar

Ankara Üniversitesi Toprak Bilimi bölümünden Prof. Dr. Günay Erpul ve Tarım ve Orman Uzmanı Adem Bilginin, müsilaj oluşumuna karşı üretilen döngüsel ekonomik eko-bataklık çözümünü konu alan makalesi, Avrupa Çevre ve Dünya Bilimleri Dergisinde yayınlandı. Ekolojik bataklık, atık suların içindeki azot ve fosforu döngüsel ekonomiye geri kazandırıyor ve baca gazlarının atmosfere salımını azaltıyor. 

Başta Marmara Denizi olmak üzere, Ege Denizi ve Karadeniz’deki doğal yaşamı tehdit eden müsilaj sorunu, yalnızca ülkemizin değil dünyanın da gündeminde. Son olarak 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Tarım ve Orman Uzmanı Adem Bilgin’in buluşu hakkındaki Ankara Üniversitesi Toprak Bilimi bölümünden Prof. Dr. Günay Erpul ile ortak yazarlık yaptığı “Su Arıtmayı Yeniden Tanımlama: Atıksu Arıtma Tesislerinin Bir Dünya Sistemi Sorunu Olarak Belirlenmesi ve Bu Soruna Meydan Okumak için Döngüsel Ekonomik Eko-bataklık Sistemi” başlıklı bilimsel makale, Avrupa Çevre ve Dünya Bilimleri Dergisi’nde (European Journal of Environment and Earth Sciences) yayınlandı. Türk uzmanlar, müsilaj oluşumuna ve iklim değişikliğine yönelik buluşu konu eden makalede çözümün, doğadan ilham alan ve eko-bataklık adı verilen bir yöntemden geçtiğine işaret ediyor.

Kanalizasyondaki ağır metal ve mikroplar yanıp beton oluyor”

Dünyada her gün milyarlarca metreküp kanalizasyon suyunun arıtıldığını, bunun sonucunda ortaya çamur ve baca gazı çıktığını ifade eden Adem Bilgin, bunun majör bir ekolojik, hatta dünya çapında bir sistem sorunu olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Arıtma mühendisliği sadece analitik değil aynı zamanda holistik olmalı, yani doğal madde döngüleri ve kütlenin korunumu kanunuyla uyumlu olmalı. Döngüsel ekonomik eko-bataklık ismini verdiğim doğadan ilham alan ve sentetik ekolojik teknoloji, atıksu arıtma tesisinin deşarja gidecek son suyunda deşarj öncesi dikey tarım ile pleksi borularda yosun üretmeyi ve böylece fosfat ve azotu son sudan iyice çekmeyi kapsıyor. Elde edilen yosunlar da dipten baca gazı verilen yapay havuzlarda, bataklıklaşma, müsilaj oluşturma ve çökelme ile kuma ve en küçük doğal toprak parçası dediğimiz agregata çevriliyor. Bunlar da arıtma sonrasında ortaya çıkan çamurunun yakılmasıyla elde edilen küllerle karıştırılarak beton haline getiriliyor. Yani doğada zaten büyük karbon rezervleri olan doğal bataklıkları kontrollü olarak kopyalıyor ve karasal kökenli azot, fosfat, karbon beton ve biyokütleye çeviriyor. Kanalizasyondaki ağır metal ve mikroplar yanıp beton oluyor. Sistem, baca gazlarının sülfürünü alıp gübre yaptığı ve kalan gazları biyokütle ve betona çevirdiğinden, hidrojen sülfit dediğimiz doğal bataklıklara kokusunu veren ve hem insanlar için toksik hem de kimyasal aşındırıcı madde de oluşmuyor. Düzenli hasat edilen yosunlar ve bataklık ürünleri gübre, selüloz, kozmetik ve ilaç sanayi başta olmak üzere çeşitli kullanımlar için paketleniyor. Ayrıca kimya sektörü için çimento ve hidrojen üretimi de yapılıyor. Yosun üretimi zaten AB Biyokütle Stratejisi’nin özellikle döngüsel ekonomi ve iklim değişikliği için önerdiği bir husustur, biz bir adım öteye giderek yosundan da toprak yapıyoruz, karbonu yere bağlıyoruz.” dedi.

Türkiye için de çok büyük bir ithalat kalemi durumundaki fosfor, karalarda bitme-tükenme tehlikesiyle karşı karşıya”

Eko-bataklıkları ekolojik durak yerleri olarak tanımlayan Prof. Dr. Günay Erpul ise atık suların doğal su yolu, nehir ve denizlere verilmeden önce, eko-bataklık sistemi ile temizlenerek döngüsel ekonomiye geri kazandırılabileceğini söyledi. Erpul, “Azot ve fosfor içeren ticari gübreler, gün geçtikçe daha çok kullanılıyor. Büyük ölçekli kimyasal olarak etkin azot ve fosfor akılarına yol açan bu gübreler, insan sağlığı ve çevre üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturuyor. Öte yandan, yenilenemeyen bir kaynak olan ve Türkiye için de çok büyük bir ithalat kalemi durumundaki fosfor, karalarda bitme-tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Dolayısıyla besin maddesi döngüsü açısından azot ve fosfor kazanımları ve yeniden kullanımları arzu edilen bir uygulama. Bu noktada eko-bataklıklar besinlerin biyolojik asimilasyonu açısından oldukça önemli fırsatlar sunuyor. Eko-bataklıklarda besin maddesi döngüsünü ve besin maddesi geri dönüşümlerini sağlamak için çok çeşitli atık sular kullanılıyor. Evsel, mandıra, tekstil üretimi, tabakhaneler vb. atık suları bunlara en yaygın örnekler. Müsilaj sorunu ile karşılaştığımız bu günlerde, özellikle eko-bataklıklarda biyolojik asimilasyon yoluyla bitki ve alg yetiştirilmesiyle fosforu tekrar besin döngüsüne sokmak uzun vadede oldukça güvenilir bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor” diye konuştu.

Sürdürülebilir tarım için ön koşulun bitki besin maddelerinin verimli devridaimi olduğunu da hatırlatan Erpul, sözlerini şöyle noktaladı: “Belirli ölçülerde temizlenmiş atık suların tahliye edildiği sucul ve deniz bazlı ekosistemler de bu işlemlerden azami fayda görecek. Eko-bataklık sisteminde küçük bir alanda yapılan dikey tarım, suda tahliye öncesi ekstra azot ve fosfat arıtması ve bunların karada geri dönüştürülmesini sağlayacak.”

Devamını Oku

Sektör Haberleri

Kuraklık hidroelektrik santrallerdeki üretimi düşürdü

Yayın Tarihi

on

Yazar

Türkiye’nin birçok bölgesinde, sonbahar ve kış aylarındaki yetersiz yağışlar nedeniyle barajlardaki doluluk oranları gün geçtikçe azalmaya devam ediyor.
2020’nin yetersiz yağışlarla sona ermesi ve 2021 yılının ilk 5 ayında da önceki yıllara oranla yeterli yağış olmaması ile oluşan kuraklık HES santrallerini de olumsuz etkiledi. YENADER Başkan Yardımcısı Ali Karaduman kuraklığın devam etmesi ile hidroenerji üretimi ve elektrik enerjisi birim maliyetinin olumsuz etkileneceğini belirterek açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı kuraklığın etkilediği sektörlerin başında gelen hidroelektrik santraller, ülkemizde elektrik üretiminde önemli paya sahip. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı olan IRENA tarafından 2020 yılında yapılan açıklamaya göre ülkemiz 2020’de devreye alınan toplam 2 bin 500 MW yeni hidroelektrik kurulu gücü ile dünyada Çin’den sonra ikinci sırada yer alıyor.
HES santralleri ortalama %40 düşük oranda gerçekleşti
2020 yılında yağışların beklenenden az olması sonucunda su gelirlerinde belirgin bir azalış gözlemlendi diyen Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği YENADER Başkan Yardımcısı Ali Karaduman Son aylarda da etkisini hissettiren kuraklık hidroelektrik santrallerindeki  üretimi olumsuz etkiledi. 2021 yılının ilk dört ayında su gelirleri, uzun yıllar ortalamasının altında %55,9’u gibi oldukça düşük gerçekleşti. Bu düşüklük Türkiye’de üretim yapan tüm HES santrallerini etkiledi. Özellikle 40 MW kapasitenin altında üretim yapan HES santralleri, 2021 yılının ilk 5 ayında ortalama üretimi beklenenden yaklaşık %40 düşük oranda gerçekleştirdi” dedi.
HES santrallerinde yapılacak indirimler yatırımcıları rahatlatıcaktır
Kuraklık nedeniyle HES yatırımcıları finansal olarak zor durumda diyen Karaduman; “Bu süreçte HES santrallerinde sistem kullanım fiyatlarında ve harç bedellerinde yapılacak olan indirim yatırımcıları bir nebze rahatlatacaktır. YEKDEM süresinin uzatılması da bir çözüm yolu olabilir” diye konuştu.
Ayrıca Türkiye’deki HES’lerde yeterince su olmadığı için TEİAŞ, DGÇS enerji santrallerinden 5.000 MW kapasite satın alacaktır diyerek sözlerine devam eden Karaduman; “Elektrik fiyatları yükselecek fakat hali hazırda yatırımı tamamlanmış santrallerimizden RES’lerde MWe ve MWm arasındaki farkın üretilmesine EPDK onay vermesi doğal gaz ithalatını azaltacak ve cari açığımıza destek sağlayacaktır. Yatırımı tamamlanmış santralların üreteceği enerji  sistemce alınması Türkiye’nin yararınadır” dedi.
Devamını Oku

Sektör Haberleri

İklim krizi, gıda ve su güvenliği biyoçeşitlilik için ekosistemi yenileme seferberliği başlıyor

Yayın Tarihi

on

Yazar

İklim krizi, gıda ve su güvenliği, sağlık ve biyoçeşitlilik için ekosistemlerin onarılması, yenilenmesi şart. Ekosistemlerimiz ne kadar sağlıklıysa, gezegen ve insanlar da o kadar sağlıklıdır. Biyoçeşitliliğin artan risk altında olmasını geleceğimiz için engellemeliyiz. İklim krizi ve kitlesel yok oluş karşısında gelecek 10 yıl son şansımız diyen Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu ekosistemi yenileme seferberliğine katılım çağrısı yaptı.

‘Ekosistem Yenilenmesi’ temasıyla kutlanacak 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Birleşmiş Milletler Ekosistemi Yenileme On Yılı (2021–2030) seferberliği başlatılacak açıklamasını yapan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, ‘Yeniden Tasarla; Yeniden Oluştur; Yeniden Yapılandır diyerek doğası ile barışacak nesil olalım. Bizler hasarlı ekosistemlerini yenileyen, canlandıran ve koruyan nesiller olursak, bu gidişata dur diyerek, tersine çevirebiliriz. Bu nedenle bugünkü nesiller önemli ve neslimizin sorumluluğu yüksek’ vurgusu yaptı. 

Ekosistemi Yenileme Seferberliği başlıyor

Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, Mart 2019’da ilan edilen Birleşmiş Milletler Ekosistemi Yenileme On Yılı ardından konu sürekli gündemde tutulmaya gayret edildi. 2021 mühim yıl. Ekosistemi Yenileme Seferberliği başlıyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Ekosistemi Yenileme On Yılı tanıtımı yapılarak, eylemler için üye devletler, yerel yönetimler, iş dünyası, akademi ve sivil toplumu birleştirme hedefiyle uygulanabilir ve kalıcı çözümler için Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) liderliğinde çağrı yapılarak, seferberlik başlatılacak dedi. 

Biyoçeşitliliğin sorunu varsa, insanlığın daha büyük sorunları oluşur

Dünyamızın kara ve su ekosistemlerindeki bitki, hayvan, mikroorganizma olarak tanımlanan biyoçeşitlilik doğamızın gücü, bugünü ve yarınıdır. Hep beraber yaşıyor, barınıyor, besleniyor ve endüstriyi geliştirerek ekonomiyi büyütmek için uğraşıyoruz. En önemlisi sağlıklı ve mutlu olmak istiyoruz. Ancak doğa sağlıklı ve mutlu olmazsa insan da sağlıklı ve mutlu olamaz diyen Prof. Karaosmanoğlu ‘İnsan ekosistemleri bozup, biyoçeşitliliği giderek yok ederek yeşildeki ve mavideki sağlığı, düzeni bozuyor. Hasarlı doğamızda 1 milyon bitki ve hayvan türü nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya iken, biz de Covid-19 salgınında, ekosistemlere ve yaban hayatına yönelik tehditleri ele alma gereğini çok acı öğrendik. Çünkü biyoçeşitliliğin sorunu varsa, insanlığın daha büyük sorunları oluşur. Biyoçeşitlilik ormandır, tarladır, nehirdir, denizdir, gıdadır. Sözün özü yaşamımızın desteğidir’ hususlarına dikkat çekti.

Ekosistemlerimiz ne kadar sağlıklıysa, gezegen ve insanlar da o kadar sağlıklıdır

Prof. Karaosmanoğlu ‘İnsan ekosistemleri yenilemezse sağlıklı yaşayamaz. Ekosistemlerimiz ne kadar sağlıklıysa, gezegen ve insanlar da o kadar sağlıklıdır. Dikkatli çalışma ve sabırlı uygulama için hepimiz ekosistemi yenileme seferberliğinde yurttaşlar ve sanayi olarak rol oynarsak, başarılı olabiliriz’ vurgusu yaparak ‘Bahçemizi, şehirlerimizi yeşillendirelim, kıyılarımızı, denizlerimizi, yaşadığımız her yeri temizleyelim, temiz tutalım, toprak ve suya atık vermeyelim, az tüketelim, enerji ve su verimli yaşayalım. Çünkü iklim krizi ve kitlesel yok oluş karşısında gelecek 10 yıl son şansımız. Hepimiz Ekosistemi Yenileme Seferberliğine katılalım çağrısı yaptı.

Devamını Oku

Trendler

Copyright © 2011-2019 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com