Connect with us

Genel

Dünyanın en büyük güneş enerjisi projesi

Published

on

Katharina Böhme KfW adına Fas’ta dünyanın en büyük güneş enerjisi projesinin inşasını koordine ediyor.
“Oraya her gidişimde bölgenin güzelliği beni çarpıyor: Her şey inanılmaz temiz, pırıl pırıl ışıldıyor, bembeyaz su buharı göğe yükseliyor. Arka planda kimi zaman zirveleri hala karlarla kaplı olan Atlas Dağları uzanıyor. Hava sıcak, güneş insanın tenini yakıyor ve insan huşuyla kendinden geçiyor”, diye anlatıyor hissetlerini Katharina Böhme. İnsan onun Fas’a ilişkin izlenimlerini dinlerken büyük bir çöl filminin çekimlerini anlatıyormuş duygusuna kapılabiliyor. Varzazat sarp vadileriyle gerçekten de “Arabistanlı Lawrence”, “İbni Sina: Hekim” (The Physician) ve son olarak da “Taht Oyunları” (Game of Thrones) gibi dev yapımlara ev sahipliği yapan bir yer.

KfW Kalkınma Bankası bünyesinde çalışan 34 yaşındaki proje direktörüyse bu sözleriyle bir film stüdyosunu değil dünyanın en iddialı güneş enerjisi projesini anlatıyor: Varzazat’da 3000 hektarlık bir alanda toplam gücü 580 megawatta ulaşabilen dört güneş enerjisi santrali inşa ediliyor. Bu projenin adı “NOORo”. Arapça’da ışık anlamına gelen nur sözcüğünün İngilizce yazılışına (noor) Varzazat’ın gene İngilizce’deki adı olan Ouarzazate’nin “o”sunun eklenmesiyle oluşmuş bu isim. Burada metrekareye düşen güneş enerjisi miktarı 2500 kilowattsaati aşıyor. İlk güneş enerjisi santrali 2016 yılında hizmete girdi. “Her yıl aşağı yukarı beş kere bölgeye gidiyorum” diyen Böhme meslektaşlarıyla birlikte Federal Yönetimin bu iddialı girişimi hayata geçirilmesini desteklemek üzere görevlendirdiği KfW adına tüm aşamalarının planlandığı şekilde tamamlanmasını denetlemekten sorumlu. Zira Almanya KfW Kalkınma Bankası aracılığıyla desteklediği bu projenin en büyük finansörlerinden biri.

1,3 milyon insan için güneş enerjisinden elektrik

Fas Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yenilenebilir enerjilerin kullanımı konusunda öncü ülke: Fas yönetimi 2020 sonuna kadar güneş, rüzgar ve akarsular sayesinde kazanılan elektrik enerjisinin, ülkenin elektrik ihtiyacının yüzde 40’ından fazlasını karşılamasını hedefliyor. Tek başına Varzazat’ta üretilen enerjinin 1,3 milyon kişinin elektrik ihtiyacını karşılaması ve her yıl 800.000 tonluk karbondioksit salımını önlemesi planlanıyor. 160 megawattlık enerji üretebilen NOORo I santralinde uzun parabolik kolektörler, topladıkları güneş ışınlarını, içinde ısı iletimi yüksek bir sıvının yer aldığı borulara iletiyor. Türbinler de su buharı döngüsüyle harekete geçiriliyor. Kurulacak diğer santrallerin her biri birbirinden farklı teknolojilere sahip olacak. Toplam maliyeti iki milyar avroyu aşacak olan projeye Almanya’nın 830 milyon avroya ulaşan katkısının yaklaşık 340 milyon avrosu KfW üzerinden sağlanıyor.

Kişisel olarak da başarı gerektiren bir görev

“Varzazat ve daha sonraki santrallerin kurulacağı Midelt’teki bu proje şu ana kadar parçası olduğum en büyük proje” diyor Böhme. Filoloji, ekonomi ve kültürel bölge alanlarında gördüğü öğrenimi sırasında sürdürülebilirlik ve kalkınma konularıyla ilgilenmeye başlayan proje denetleyicisi, gençliğinde gelişmekte olan ülkelerin pek çoğuna gezmiş ve 2009 yılında bünyesine katıldığı KfW ile kalkınmaya yönelik işbirliği alanında çalışma fırsatına kavuşmuş. Aslen Bodensee yakınlarında bir kasabadan gelen Böhme bugün zamanının çoğunu Frankfurt’taki ofisinde geçiriyor. “Ben ve meslektaşlarım Federal Yönetim tarafından desteklenen projenin finansmanını aşamalı olarak kullanıma açmaktan sorumluyuz ve alınan sonuç ve etkileri gözlemliyoruz” diyen Böhme gündelik hayatında da yalnızca yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektrik kullanıyor.

Bölgenin öncüsü

Fas’taki proje “public-private-partnership” olarak anılan kamu ve özel sektör işbirliğiyle finanse ediliyor. Projenin yürütücüsü, Varzazat’daki proje için kurulan yenilenebilir enerjiler ajansı “MASEN” ile Fas yönetimi. Böhme “Fas, sürdürülebilir ve iklim dostu elektrik üretimiyle yerel kaynaklar üzerinden ekonomik büyüme ve kalkınmanın önünü açıyor” diyen Böhme’ye göre bu ülke, bölgedeki diğer ülkelere de örnek oluyor ve aynı zamanda küresel iklim korumasına da önemli bir katkı sağlıyor. (Kaynak: www.deutschland.de)

Türkiye endüstrisine, alana özel, spesifik yayınlar üreten MONETA Tanıtım’ın sektörel dergilerinin editörlüğünü yapmaktayım. Yeni nesil, dinamik yayıncılık anlayışıyla, dijital ve basılı mecralarda içerik geliştirmek için çalışmaktayız.

Continue Reading

Genel

KNK Tarım 3.12 MWe AKODA biyogaz tesisi ticari üretime başladı

Published

on

By

Continue Reading

Biyokütle

Biyokütle sektörünün ekonomik faydaları

Published

on

By

Biyokütle potansiyelinin etkili ve yaygın bir şekilde kullanılması, biyokütlenin kullanımıyla ortaya çıkan enerjinin elektrik, ısı ve yakıtı olarak kullanılması ülke ekonomisine önemli bir katkı sağlamaktadır. Biyokütlenin yerel ekonomi üzerinde potansiyel etkilerinin yanı sıra, makroekonomi üzerinde de çeşitli olumlu etkileri bulunmaktadır:

  • Yerel biyokütle talebinin bir sonucu olarak yerel çiftçilerin gelirinde artış sağlayabilmesi,
  • Biyokütle tesislerinden yerel sabit enerji kaynağının sağlanabilmesi,
  • Yerel üretim ve istihdamın arttırılması (özellikle üretim tesislerinde veya tarım sektöründe)
  • Şebeke bağlantısı veya biyokütle taşımacılığı için altyapı iyileştirmeleri sağlayabilmesi,
  • Fosil yakıtlar için ayrılan bütçeyi azaltabilmesi,
  • Enerji ithalatına olan bağlılığı azaltması ve ulusal enerji arz güvenliğinin arttırılması,
  • Sağlanan çevresel faydalar ve iyileştirilmiş hava kalitesi ile birlikte daha düşük sağlık maliyetleri.

Makroekonomik bağlantılar, ekonomik büyümeyi canlandırabilmektedir. Örneğin, biyokütle ürünlerinin net ihracatçısı olan ülkelerde biyoyakıt ihracatı döviz kısıtlamalarını hafifletebilmektedir. Bu faktörler ile birlikte, yalnızca biyoenerji sektöründe üretilenlerden çok daha büyük kazançlar sağlanabilmektedir. Biyoenerji gelişiminin gelir yaratma, istihdam arttırma ve bölgesel ekonomileri güçlendirme gibi yerel konularla birlikte; ticaret dengesi ve güvenli enerji arzı gibi ulusal konularda da önemli etkisi bulunmaktadır.

 

Sektörünün yarattığı istihdama bakıldığında, biyokütlenin küresel toplam yenilenebilir enerji içerisinde %31,6 oranında, Türkiye’de ise %3,9 seviyesinde bir pay oluşturduğu görülmektedir. Globalde, istihdam içerisinde en büyük kısmı sıvı biyoyakıt, Türkiye’de ise kentsel ve endüstriyel atık oluşturmaktadır.

 

 

Kaynak:
IRENA,
WBA
PwC Türkiye/ Biyokütle ve Biyoenerji Sektörlerine Genel Bakış

Continue Reading

Genel

Sürdürülebilir, çevreci ve ekonomik BioLPG geleceğin yakıtı olacak

Published

on

Avrupa Komisyonu’nun duyurduğu 20 milyar Euro’luk ‘temiz araç’ hibe programı alternatif yakıt teknolojilerinde rekabete yol açtı. Pek çok ülkede yoğun olarak kullanılan LPG’nin sürdürülebilir hali bioLPG, evsel ve endüstriyel bitkisel yağ atıklarından üretilebiliyor. Avrupa’da yaygınlaşmaya başlayan bioLPG’nin karbon emisyonu ve katı parçacık üretimi de diğer fosil yakıtlarla karşılaştırıldığında çok daha düşük seviyelerde gerçekleşiyor. Dünyanın en büyük alternatif yakıt sistemleri üreticisi BRC’nin CEO’su David M. Johnson, “Çevresel ve Sosyal Yönetişim Raporumuzu yayınladık. BRC olarak sürdürülebilirlik vizyonumuzun merkezinde sıfır emisyon hedeflediğimizi taahhüt ediyoruz” ifadelerini kullandı

 Geçtiğimiz Haziran ayında Avrupa Komisyonu’nun duyurduğu 20 milyar Euro’luk ‘temiz araç’ hibesi, alternatif yakıt teknolojilerinde rekabete yol açtı. Araçlarımızda kullandığımız fosil yakıtlara alternatif olarak geliştirilen seçenekler içerisinde en az karbon salınımı gerçekleştiren ve bitkisel yağ atıklarından dönüştürülerek üretilen bioLPG çevreci oluşu, kolay üretilmesi ve yaygın olarak kullanılabilmesiyle öne çıkıyor.

Biodizel ile benzer yöntemler kullanılarak üretilen bioLPG, evsel ya da endüstriyel bitkisel yağların hidrojen gazıyla zenginleştirilmesiyle elde ediliyor.

Dünya LPG Örgütü’nün (WLPGA) 2018 yılında yayınladığı ‘BioLPG Dönüştürülebilir Gelecek’ adlı raporda yayınlanan verilere göre bioLPG, tüm fosil yakıtlardan daha az karbon salınımı gerçekleştiriyor.

Kullanılmış bitkisel yağlar yakıta dönüşüyor

Bitkisel yağların hidrojen gazıyla zenginleştirilmesiyle üretilen bioLPG, üretim sürecinde yüzde 60 oranında atık malzeme tüketiyor. WLPGA raporunda yer alan verilere göre, yağ oranı zengin atık yağların yanı sıra, karbon seviyesi yüksek odunsu maddelerden de üretilebilinen bioLPG’nin daha verimli ve daha düşük maliyetlerde tüketiciye sunulabilmesi için bilimsel araştırmalar sürüyor.

Fosil yakıtların yanı sıra diğer bio yakıtlardan da daha çevreci

Fosil yakıtlar içerisinde karbon salınımı en düşük LPG’nin dönüştürülmüş ve sürdürülebilir hali bioLPG, diğer bio yakıtlarla karşılaştırıldığında da en çevreci yakıt olarak öne çıkıyor. WLPGA raporuna göre, karbon salınım değeri 100 CO2e/MJ olarak ölçülen dizele, 80 CO2e/MJ ile benzine ve 30 CO2e/MJ’lik karbon salınımıyla biodizele farkla ortalama 10 CO2e/MJ’lik salınım gerçekleştiren bioLPG, Birleşmiş Milletler Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) açıkladığı küresel ısınma faktörü (GWP) değerlerinin altında kalıyor.  IPCC verilerine göre, fosil kaynaklardan elde edilen LPG’nin GWP faktörü ise ‘0’ olarak açıklanmıştı.

BRC Türkiye CEO’su Kadir Örücü

‘BioLPG geleceğin yakıtı olacak’

BioLPG’nin avantajlarını değerlendiren BRC Türkiye CEO’su Kadir Örücü, “Diğer alternatif yakıtlar ile karşılaştırıldığında bioLPG, dönüştürülebilir ve sürdürülebilir olmasıyla öne çıkıyor. Elektrikli araçlarda kullanılan Lityum bataryaların ömürleri kısıtlı ve değişim gerektiriyor. Hâlihazırda elektronik cihazlarımızda kullandığımız bu teknoloji ‘geri dönüştürülemez’ atıklar

oluşturuyor. İnsan sağlığına zarar veren katı parçacıklar üreten dizel yakıt ise Almanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde yasaklanmaya başlandı. Dünyanın pek çok ülkesine kullanılan LPG ile aynı dönüşüm prensibini kullanan bioLPG, LPG’nin kullanıldığı her alanda güvenle tüketilebilir. Üretim maliyetlerini düşürmek için yapılan çalışmaların sonuç vermesiyle bioLPG’nin gelecekte pek çok aracın yakıtı olacağını söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

‘Vizyonumuz net sıfır emisyon’

Dünyanın en büyük alternatif yakıt sistemleri üreticisi BRC’nin CEO’su David M. Johnson hedeflerinin sıfır emisyon olduğunu vurgulayarak, “Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ESG) raporumuzu yayınladık. Sürdürebilir vizyonumuzun merkezinde düşük karbonlu, temiz ulaşım çözümlerinden oluşan ürünlerimiz ve faaliyetlerimizin merkezinde karbon ayak izini azaltma taahhüdümüz var. Sürdürülebilir taşımacılığa giden yol, maliyet açısından rekabetçi ve piyasa taleplerine uygun teknolojiler üretmekten geçmektedir. Bizler de tüm gücümüzle uzun vadeli net sıfır emisyon hedeflerimiz için çalışıyoruz. İnanıyoruz ki, yenilenebilir ve karbondan arındırılmış gazlara odaklanmak temiz ve sürdürülebilir hareketliliğin yanı sıra ekonomik iyileşmeyi artırmak, yeni istihdam yaratmak ve emisyon azaltma hedeflerimize ulaşmak için de bir fırsat sunar” ifadelerini kullandı.

 LPG GERÇEKLERİ:

  • Çoğu hidrokarbon yakıtlara göre LPG’nin karbon-hidrojen oranı düşüktür. Dolayısıyla ürettiği birim enerji başına çok daha az karbondioksit (CO2) açığa çıkar.
  • LPG değişik oranlarda bütan ve propan gazlarının karışımıdır. Karışım oranına göre farklılık gösterse de tüm diğer hidrokarbon yakıtlara (doğal gaz, benzin, dizel vs.) göre kilogram başına daha fazla enerji üretir. Kalorifik değeri yüksektir.
  • Birleşmiş Milletler Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre, karbondioksitin (CO2) küresel ısınma potansiyeli (GWP) faktörü, yani sera gazı etkisi 1 iken, doğalgazın ki (metan) 25, LPG’ninki 0’dır.
  • Hava kirliliği ve insan sağlığı açısından en önemli kirleticiler katı parçacıklar (PM) ve azot oksitlerdir (NOx). Avrupa Birliği ülkelerinde PM’den kaynaklanan sağlık harcamalarının ton başına 75.000 Euro, NOx’den kaynaklananın ise 12.000 Euro olduğu hesaplanmaktadır.
  • Katı parçacıklar, oluşan hava kirliliğinin Avrupa Birliği ülkelerinde her insanın hayatını ortalama 8 ila 6 ay azalttığı tahmin edilmektedir. Ayrıca açık ateşlerin neden olduğu solunum yolları sorunlarının dünyada yılda 1,5 milyon insanın hayatına mâl olduğu tespit edilmektedir.
  • LPG’nin katı parçacıklar (PM) salınımı odun ve kömürden 25-35 defa, dizelden 10 defa, benzinden yüzde 30 daha azdır.
  • Otomotiv yakıtları arasında azot oksitler (NOx) salınımı en düşük yakıt LPG otogazdır. LPG’li bir araç kilometre başına doğal gazlı bir araca göre yüzde 50, benzinli bir araca göre yüzde 75, dizel araca göre yüzde 200 daha az NOx üretmektedir.
  • Avrupa Birliği’nde 1000 kilometre başına salınan zararlı maddelerden kaynaklanan sağlık harcamaları dikkate alındığında LPG otogaz, benzinden yüzde 70, dizelden yüzde 700 daha az sağlık harcaması sağlar.
  • Avrupa Birliği ülkelerinde 2020 yılı için konulmuş hedefe göre, otomotiv yakıtları içinde LPG otogazın günümüzde yüzde 2 olan payının yüzde 10’a çıkarılması öngörülmektedir. Günümüzde ülkemizde LPG otogaz otomotiv yakıtları arasında %12’lik bir paya erişmiştir. Bu açıdan Türkiye, Avrupa Birliği’nin 2020 hedefini şimdiden yakalamış ve geçmiştir.
  • Ülkemizde yaklaşık 5 milyon araç LPG otogaz kullanmaktadır. Bu suretle her yıl yaklaşık 2 milyon ton daha az CO2 salınımı gerçekleşmektedir.
Continue Reading

Trendler